29 Ocak 2017 Pazar

TEDİRGİN YAZILAR III

“Ben buradayım, başka bildiğim yok, elimden başka bir şey gelmez.”
                                                                                               “F. Kafka”


Bir. İki. Üç. Sessiz. Her noktadan sonra takip ediliyor muyum diye arkama bakıyorum. Evet yine. Tekrar. Gerçekten bunaltıcı. Ellerimin işe yaramazlığı bir itici güç gibi beni her defasında rezalete sürüklüyor. Teselli olmak zorunda olan biri olarak kaçabileceğim sınırlı yer var. Kaçamıyorum. Sinirliyim. Her kelimeden sonra biraz daha sinirleniyorum. Kelimenin kudreti olabilir. Fakat olacaksa yalnızca bir kelimenin olmalıdır. Bu kelime, hakikatte birdir. Fakat biz uzayda dönüp durduğumuzdan kafamız karışıyor. Bu konuda anlayışlı olunabilir tabii. İnsanların ekserisi gerçekten müthiş güzel gözlere sahipler. Çağımız bu farkındalığın her daim askıda kalmasına sebep oluyor. Çağımız bok gibi. Biraz şiddet ve uygarlığın azınlık olarak birleşmesi ile oluşmuş sahte medeniyetin yalancı refahını tek değişkenli hayatlarımıza enjekte etmeye çalışırken kimse kimsenin gözlerine bakmıyor. Baksa da görülen şeyler soyut olmayan, ya tahrik veya tahkir içeren duygularla sınırlı kalıyor. Yıkılan bir dünya bazen seyredilesi tek şey oluveriyor. Görünmeyen fakat sürekli devam eden bir tahkikatın varlığı herkesi tedirgin ediyor. Biliyorum çünkü tedirginim. Olmadığını söyleyenler, inanmayanlar, inanan sıçıp batırıcılar sarhoş olmuş, tuhaflaşmış, belki algıları ölmüş, ziyan olmuş terezlerdir. Seni ifşa ediyorum. Bu bir heba. Çok açık. Çalışkan devlet adamları bir farzı sağlıyorlar diye boyunduruk altına giren tüm kısır akılları tepemde tepinirken seyrediyorum. Gerçek şu haksızım. Fakat aklımın yetersizliği bana konuşma hakkı etrafımdaki herkese de gitme hakkı veriyor. Sonsuz ihtiyaçlarını kelimelere döken salakları kimse dinlemek istemez. Evet kaçışımı ilan ediyorum. Noktalar arttıkça, kelimeler arttıkça gece olmasını ve o gecenin içinde sonsuz pencerelerin açılmasını, sonra da o pencerelerin içinden sonsuz renklerin içeri girip huysuz köylüleri, yöneticileri ve ölüleri şenlendirmesini istiyorum. Hemen önümde bir merdiven var. Bunu kimse bilmiyor. Fakat çıkmadan önce ellerimi yıkamalıyım. Her gün, gün boyunca belki sonsuz cinayet işliyorum. Ellerimi yıkamalıyım. Olmamak isteyen aymaz akılların veya matematiği icat ettiğini sananların ticari inançları yüzünden kendimi buladığım çamuru temizlemek için maddeden berî bu merdivenlerden çıkmam gerektiğini hissediyorum. Bu bir his. His tehlikeli. Fakat tehlikeli olanı, bok gibi olana tercih ederim. Rehavet, içten tutuşmalı istekleri şahlandıran bozuk umut üretkeni bir makine gibi, durduk yere insana sigara yaktırıyor. Yerine koyulmayacak istekler türetip, insanın aklını iğdiş ediyor. Nefretle dolu kelimeler çoğalıyor. Birkaç kapıdan birinden çıkmam gerek. Dolayısıyla bir bineğe ihtiyacım var. Korku dolu tüm yeryüzünde uyuşturucu almak gerek. Binek dediğim bu. Bu haklı bir çözüm. Mutlu olmanın bu kadar imkânsız olduğu durum ve yerlerde bu tercih mecburi istikamettir. Herkes kendi ahkâmını kesip gider. Makul. Eğer mutlu olmak istememek mümkünse. Mümkündür. Fakat, bu herkesin unutmak istediği bir ihtimal. Dahası kalmamış bir haz dünyasının içten dışa doğru neredeyse püskürerek çürümesi tabii ki gizli bir tedirginlik yaratacaktır. Sapsarı olan güneş bir gün balgam yeşiline döndüğünde yine bunun böyle olduğuna inanmayanlar çoğunlukta olacak ve ana haber bültenlerinden bilgi verilmesini isteyecekler. Bu komik bir şey değil. Kesinlikle değil. Ayaklarında parlak ayakkabılarıyla hızlı ve kararlı adımlarla yürüyen bir adam ve yanı başında asık suratlı bir kadın herkesin tüm yaşam ızdırabını bir parlamento kurarak sonlandıracaktır. Lafı uzatmanın başka bir yolu. Halbuki savaştan bir farkı yok. Sınırsız düşünce, ayrılık, kaçış, iradenin yersiz hale getirilişi. Kıpırdamadan durmanın mümkün olmadığı her yere çöp atan kirleten yüce devletler, ulu hakanlar ve teşebbüsleri kısa kesilen ince ruhlar, sanatçılar, kaçaklar, sürgünler. Bitişi mümkün değil fakat bir bitiş bekleniyor. Bekliyorlar. Ahlaksız umutlular, umut etmenin, edepsiz barışseverler barışın, Kaderi suçlayanlar da yeryüzünün içine ettiler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder