“-
Ama konuşmuyor
+Evet, bu iyiliğin dili"
“Albert Camus-Amerika Günlükleri”
+Evet, bu iyiliğin dili"
“Albert Camus-Amerika Günlükleri”
Bak, burada bir sataşma var. Var
diyorum tartışmasız. Kaçıncı kez daha iyi bir üzülmeye içimi hazırlıyorum. Öyle
gerçek hayattan örnekler yok ki burada. Mesela aklım başımda bir vapura
binmedim İzmir’de. Yahut kocaman bir Ayasofya için telaş olmadım. Öyle Sultanahmet
meydanında bankların birinde otururken dedim ki, “şu yapıya bakarken ağzının
suyu akan biriyle tanışmak isterdim.” Değişik veyalamalar yapılabilir. Takır
tukur yazılan kelimeler bunlar. Daha detaylı incelenmesi imkansız, katmansız
bir sığlık. Bir salaklığın tekrar ve tekrar peydahlanması ve vazgeçilmesi
kesinlikle muhtemel. Varlığa dair her an, her süreç, belli bir mizaçla süreksiz
ve uydurmadır. Minnet ihtiyacıyla yanıp tutuşan bir sığışmaya doğru gidiyorum.
Burada, aşağıda bir yerlerde, incecik bir örtü altında derin bir çukurun
içinde, olmaması gereken çığlıkları atıyorum. Yine de, burada da bazen
kaldırımlara ve merdivenlere rastlıyorum. Henüz kimseye bunlardan
bahsetmiyorum. Aklıma her düşeni söylemek zorundaymışım gibi. Hah! Telafisi
mümkün olmayan hiçbir şeyin olmayışı yüzünden şikayet eden her yaşayış
biçiminden saklanıyorum. Sana hiç baktım mı? Hayır! Sadece bazen müzik
dinlerken sesini duyar gibi oldum. Gayr-ı ihtiyari kendimden geçmelerim ile
belki sakıncalara sebep olmuşumdur. Burada yalnızım. Hayır değilim. Bak bunu
unutmuşum. Hemen ellerimle yüzümü kapıyorum. Defalarca söyledim böyle şeyleri
şişelere doldur diye. Fakat karanlıkta göremiyorum ki. Halılar kirlenmiş artık.
Yeniden birileri gelecek sanırım. Daha zor da olabilirdi. Bitti. Düğüm olan hiç
bir şey yok. Bir sahipliğe köle olmadan ve örtüyü hiç kaldırmadan geçen onca
zamandan sonra biraz duruldu gibi burası. Çıksam mı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder