18 Nisan 2018 Çarşamba

Leke

Geceyarısı, külfet halinde karşı kaldırımda havalanmakta ola kadının gözlerinde büyüyor. Ne sıkıcı. Kimse yoldan gelip geçen otobüse bakıp, bu bir otobüs demiyor. Hınca hınç dolu ve içinde hayaller buharlaşmış ter damlaları halinde camlara bualşıyor. Kaldırım taşları kırık. Bundan şikayetçi değilim. Bir şeyler oluyor diyebiliyorum.

Geceyarısı eve varıyor olmanın piyanoya değen parmakları bunca titretmesi kesinlikle aydınlatılmalı. Ev iki katlı. Yukarından harika bri kadın yediği soplara eşliğinde ve sarhoş iniyor. Kızarık alınlarıyla gezinen başkaları da var evde. Sopalara maşallah diyorlar. Kaldırımda havalanan kadın çatıya konuyor. Başımıza sıvalar dökülüyor. Öfkeden yüzü simsiyah olmuş alacaklılar dayanıyor kapıya. Ben, tam hayetin içinde kendime yeni tepeler icat ederken çalıyor kapı. Kapıyı açıp ağzımı kanatıyorum. Ağzım ne güzel kanıyor. Kadının koynuna sığınıyorum.

Yıldızlar, geceyi hiçe sayıyorlar. Irmakta biri o yıldızları ağzına doldurmaya çalışıyor. Irmağı ben yıllar evvel görmüştüm ama şimdi anlatıyorum. O dayak yemiş kadının koynunda. Evin çatısından naralar geliyor. Şişeler artık plastik olduklarından bir türlü kırılmıyorlar. Gidip bakacağım. Kolum değen uçları delinmiş parmaklar görüyorum. Tüm kaldırımlar sökülmeli diyorum içimden. Alacaklılar ellerinde kanlı satırlarla gidiyorlar. Kapıyı çarpıyorlar. Yağmur başlıyor. Yağmur yalnızca bizim çatıya yağıyor.

Tesellinin cismi geceyarısında ırmakta uyukluyor. Ben sancılı bir koyunda uyukluyorum. Kaldırım taşları polise karşı zinde. Alacaklılar hayvan boğazlamakla huzurlu. Minare balkonlarında salakça o megafonlar tövbeler olsun.