Hakkıyla gürlüyor gök
İçinde telaşlanan tohumlar
giderek genişleyen
Ağzında gezinen tılsımlar
Yalanlardan.
Ne zaman gelmiş belli değil
Yiğitçe oturuyor
Sol kolu kuvvetli
Üstü başı lekeli sofranın başında
Dilinde tuhaf bir Tanrı lafzı
Kimse için dolmamış gök
Rüzgar merhametli halbuki
Ne zaman gitti belli değil
İnadından yıldızların
Kıskançlığından çınar ağaçlarının
Giderek kapanmış tabii ruh
Harfleri küçüsemiş haşa
Başka bir sarhoşluk onunki
Bir sel baskını gibi belki
Adımları tüm şehri doldurmuş
Perdeler kapandı sonunda
Küfürler kirletmiş uçlarını
sayısız insan denize atlamış
Akşam öğünü olmamış üstelik
Ağaçlar henüz ıslanmamış
Başka kilitleri doldurmuş nefesi
Bilindik kıyamet alametleri
Yığınla martının mütevazı gidişi
Ne zaman almış dağı belli değil
Zirvesinde salınıyor saçları
Cansız.
9 Mayıs 2018 Çarşamba
8 Mayıs 2018 Salı
Teklif
Biz çizgiyi geçtik. Belirsiz bir doğumu beklerken ve asla geri gelmeyecek bir anın içinde, kendimize hoşça biçimlenmiş bir sayfa arası uydurduk. Ne müthiş kalem cızırtıları duyuyorduk üstelik. Hepsi yetersizdi tabii. Şimdi kiminle yürüyoruz belli değil. Burada biz dediğim, be dahil üç kişiydi. Her zaman üç kişi vardı. Ben hariç hepsi sınırlardan haberdardı. Ben ortalarında yürümediğimden, onlar ne derse onu yaptım. Kendimize ait bir Ay, bir güneş ve yağmur damlalarımız vardı. O çizginin ardında müthiş renklerin titreşimlerini duyduk ve öğrendik. Kimse için var değiliz dedik önceleri. Sonra ben, diğer ikisine şüpheyle bakıp varız diyemedim bir türlü. Kehanetleri dikkate almadım. Notalar daha ikna edici geliyordu. Anlattım, anlaşılmadı. Yine de çizgiyi geçtik ve bu defa arkamızdan başka bir üç kişi "Siz çizgiyi aştınız!" diye haykırdı. Boğazı yırtılırcasına bağırdı. Ellerinde mızraklar ve mızrakların uçlarında lekeli tezahüretlar vardı.
Renkler griye kesti. Değişim, üstün çabalar eşliğinde çığlıklarla meydana geldi. Arkamızdan koşarak kimse gelmiyordu ve ellerinde silahlar yoktu. Yüzleri hiç kırmızı değildi ve bizden nefret ediyor da değillerdi. Onlardan kaçtık. Rüzgar sertleşti, ellerimiz ikiyüzlülüğümüzden kirlendi ve yer, giderek çölleşti diye gördüm ben. Diğer ikisini bilmiyorum. Onlara giderek şüpheyle bakmaya başladım. Gök, vaad edildiği gibi değildi. Hiç kocaman ağaçlar görmedim. Estetik sözlere de rastlamıyorduk. Belirsiz bir yükselikte, belirsiz bir memleketin zeminine kadar dayanmış yüksek bir merdivene kadar koştuk. Ben merdivene çatlarcasına inandım, diğer ikisi benim şüpheli bakışlarımdan takındılar. Ben onlardan kaçtım. Gideceğim yere düşünmeden, yalnızlığımı hiç hesaba katmadan ve kaybolmanın sancılarını hiç umursamadan gittim.
Bilinir veya bilinmez, toz altında, sarı ışıkta harfler değişti durdu. Ben, kimse için elimi alnıma götürmedim de onun utancıdan çürüdüm. Merdiveni tırmandım, kimse gelmesin diye devirdim. Şimdi ben harici miyim, kendime mi tapındım? Benim varlığım pek yavandı zaten. Hem beni pek sevmezlerdi zaten. Ayaklarımın ucunda kapalı penceresiz bir duvar. Buz gibi bir metal yanağımda. Tüm renkleri mezun etmişim hayatımdan. Yüzüm asık, niye asık, evet asık ve pek asık. Ben halbuki fedakar sesleri pek severdim. Şimdi ben yukarıdan terk edildim diye mi bağıracağım? Ne kendini bilmezlik, ne beceriksiz jest...
Altıma eprimiş kilimler serildi. Herkesi unuttum. Meğer bir tek ben varmışım. Tekdüze ve ihmal edilebilir olarak.
Renkler griye kesti. Değişim, üstün çabalar eşliğinde çığlıklarla meydana geldi. Arkamızdan koşarak kimse gelmiyordu ve ellerinde silahlar yoktu. Yüzleri hiç kırmızı değildi ve bizden nefret ediyor da değillerdi. Onlardan kaçtık. Rüzgar sertleşti, ellerimiz ikiyüzlülüğümüzden kirlendi ve yer, giderek çölleşti diye gördüm ben. Diğer ikisini bilmiyorum. Onlara giderek şüpheyle bakmaya başladım. Gök, vaad edildiği gibi değildi. Hiç kocaman ağaçlar görmedim. Estetik sözlere de rastlamıyorduk. Belirsiz bir yükselikte, belirsiz bir memleketin zeminine kadar dayanmış yüksek bir merdivene kadar koştuk. Ben merdivene çatlarcasına inandım, diğer ikisi benim şüpheli bakışlarımdan takındılar. Ben onlardan kaçtım. Gideceğim yere düşünmeden, yalnızlığımı hiç hesaba katmadan ve kaybolmanın sancılarını hiç umursamadan gittim.
Bilinir veya bilinmez, toz altında, sarı ışıkta harfler değişti durdu. Ben, kimse için elimi alnıma götürmedim de onun utancıdan çürüdüm. Merdiveni tırmandım, kimse gelmesin diye devirdim. Şimdi ben harici miyim, kendime mi tapındım? Benim varlığım pek yavandı zaten. Hem beni pek sevmezlerdi zaten. Ayaklarımın ucunda kapalı penceresiz bir duvar. Buz gibi bir metal yanağımda. Tüm renkleri mezun etmişim hayatımdan. Yüzüm asık, niye asık, evet asık ve pek asık. Ben halbuki fedakar sesleri pek severdim. Şimdi ben yukarıdan terk edildim diye mi bağıracağım? Ne kendini bilmezlik, ne beceriksiz jest...
Altıma eprimiş kilimler serildi. Herkesi unuttum. Meğer bir tek ben varmışım. Tekdüze ve ihmal edilebilir olarak.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)