18 Aralık 2017 Pazartesi

Issız bir rica

Elimde ıssız bir rica çevirip duruyorum. Sonra parmaklarımın ucunda kanlar, önümde düznsiz bir duvar ve o duvarın hüzünlü istikbali görünüyor gözüme. Hemen gözlerimi kapatıyorum. Derinleştiğim şey, bir uçurum olmalı. Orada ne kadar beklersem, daha yükseğe çıkıyorum. Kim bilir ne zaman düşeceğim fakat düşeceğim. Lütfu inkâr kertesinde elimin tersine yapıştırmışım, bu işin başka bir yolu yok. Kibar olmak çözmüyor bunları. Aklımda belli belirsiz işaretler var diye yaşam daha soğuk veya daha sıcak diyemem ki. Beni kim bilir hangi kırıntılara paylaştırdılar.

Bir çığırtkan duyuyorum sürekli ağaçları sarsıp duruyor. Aynı şeyleri söyleyip duruyor. Ben başka ağaçların arkasında gizli gizli onu serediyorum. Korktuğumdan değil fakat midem bulanıyor. Ağzımı ne zaman açsam, havaya simsiyah bir duman karışıyor. Sonra herşeyin tadı bir öncekinden daha fazla kaçmış oluyor. Ben ellerimle ağaca tutunuyorum. Ağacın gövdesini öyle bir sıkıyorum, yamuk yumuk da olsa bir çatırtıyla karışık bir inilti duyuluyor. O çığırtkan arkasını dönüp bana bakıyor birden. Bakıyorum ağzından mor gömlekler boşalıyor, sonra kağıt tomarları ve apartman bacaları fışkırıyor. Beni göremiyor, başka bir şeylere de bakınıyor mu bilmiyorum, bir şey göremeyince de işte ne yapıyorsa onu yapmaya devam ediyor.

Şimdi tekrar duvarın önünde yine bir ricayı çevirip duruyorum. Karanlık bir memlekette ilklerin el çırpıştırmalarını hissediyorum nedense. Sonra hayalimde incecik, kıvrımlı bir yolda yürüyorum. O yol, kıvrımlı, üstünde sivri taşlar var. O sivri taşları görünce öyle bir seviniyorum ki bildiğim tüm şeyleri unutup o yolda kendimi kanata kanata yürüyorum. O yolu hayalimde görüyor olmamın bile bir ihtişamı var. Benim unuttuğum gurbetliğimi zarafetle başımı kakan güzel yol. Unuttum çünkü ellerim kuru, alnım kuru ve üzerimde kim bilir ne zamanın kıyafetleri delik deşik olmuş ve beni taşıyan bu yeryüzünün kendine has kıyametinde dirilmeyi analayamayan bir ben kaldım azannediyorum. O patlama çatlamaları duyamadığımdan unuttum.

12 Aralık 2017 Salı

Baş dönmesi

Bilmiyorum
sahiden arkamda mı bekliyorlar
yeni küller doğurarak
yerlere adımlarını saplayan
kavgaları kendileriyle
abuk sabuk maceralar peşinde
soğumuş nefesleriyle
küçülmüş gölgeler.

sesler değişecek mi
böğürmelerin ardından
hayatı inceltmiş kırmızı lekeler
bir ayak hareketi
sonra kelimeleri öyle bir sıkıştırmak hâli
öteden geldiklerinde
göğü delerek beliren
sapıtmış aydınlıklar

Bitmeyecek
sofrasının altında o küçülmüş yiğidin
dönüp duran parmak hareketleri
eğip bükülmüş bir ahlak
hem o sofranın bir halkı var
sonra arkalarında bekleyen bir yavru memleket
beni biliyor sanıyorlar
biliyorum diye biliyorlar
ben, perişanlığı hangi amele sayacağım
bilmiyorum.

Konuşacağım diyelim
sonra üçlü bir halka çevirelim arkasından
benim arkamda olmasınlar artık
başka renklerin ortasında bir cümbüşte
perdeler yırtılıp durmasın
tüm başları birden döndürelim
Simsiyah bir örtü uçarak gelsin
sonra,
hangi kızıllık terk edecek burayı
hem beni kim ikna ediyor o sırada
yolların ortasında boynumla
koca bir oyuğun ortasında
bilmiyorum.