22 Eylül 2017 Cuma

Teşebbüslerimin kült fırsatçılığı

Bundan bıktım usandım. Bitmeyeeckmiş gibi gelen ve dolan vasat bencilliğimden, yalancılığımdan olsa gerek, tuhafça bir derinlik içinde yere çömelmiş bekliyorum; elimde de sigara var. Doğruca aklımdan geçiyor bu mesnetsiz hakimiyet bohçaları ve diğer kadınlar ve terleyen anıt harabeleri... Neyin ikmaliyse artık bilemiyorum, tüm bu kırbaç seanslarını ki hepsini kendim uydurdum, hangi teranenin varlık ideolojisine bağlacaksak bağlayalım diye gözlerimi en yukarı çevirdim ve üç beş kişinin adını bağırdım, küçükten büyüğe sayılar saydım, pencerelere taş atmak için yeltendim ama atmadım ve işte diğer şeyler.

Burada neler oluyor bilemiyorum tabii. Bu işaretleri buraya acizane konduruyorum. Konduruyorum da içimde bir yoksunluk ve kalkıp da şöyle bir bakmıyorum yani. Asilce ve yine de mahviyet içinde eğilip ne oluyor veye bunlar nedir diye soramıyorum. Ellerimde kanlar var. Beni bir biçimde yaşamaktan alıkoyan, bir kısmı kurumuş ve bir kısmı daimi olarak tazelenen haramlı, helalli ürkütücü ıslaklıklar. Hepsinin ucu bir yerlere varacak bundan bir biçimde eminim. Hatta buna çatlarcasına inanıyorum. Kışın gezinen çaresiz, aç bir akrep gibi mağrur ve intihara meyilliyim. Tabii burada konuşan ve ölen ve ölmek isteyen, ölüme hayranlık duyan, hiçliğin içinde sırf hiçlik var diye onu öven ve sonra övmeyen, bilinçli ve bilinçsiz akımların ortaya çıkardığı tuhaf alman okullarının müntesiplerine hayranlık duyanlardan hiç biri ben değilim. Ben, kimsenin aklına müdahil değilim. İcmalen, zarif bir kadının dudakları arasında pişen sigaranın ucunda düşmek üzere olan kül parçayısım denilebilir. Detay verecek olursam eğer, sahildeyiz, uçuşarak kaybolmak ihtimalim var. Yalanlarımı, vicdan hırsızlıklarımı, ruh sorunlarından doğan jiletli günlerimi yanıma alarak tabii.

Tertemiz doğan, güzel kokulu, akıllı ve uslu, cümle sipahileri cebinden çıkartacak denli cesur ve işte on parmağında on farklı renk, tecim evlerinden habersiz ve iktidar düşmanı fakat yine de sabırsız bir gringo bozması, ayaklarına geçirdiği iki adet eski takunyanın vefasına kendi selasını okuyor. Sırtında salınan ceketi tamamen işgüzarlıktan, asosyalikten ve ahkam kesmek hastalığından. Bana da baktı fark ettim fakat hemen uzaklaştım oradan. Simsiyah kesilşmiş yüzüne bakamıyorum. Ona bakanın vicdanı kararıyor diyorlar. Kahve camlarını yumruklayan yarıçıplak kadınlarıdan, çatılardan inen boş mermi kovanlarından ve çınlayan silah seslerinden, çocuklara dayatılan icbardan, zulümden biliyoruz bunları.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder