Utancımdan sızlanıyorum. Kırmızı bültenle aranan külfetler bunlar. Öyle de suskunlaşmak hemen mümkün olmuyor. Bir gün böyle sonra tüm kutuplara yeni tuşlar buluyorsun, değmiyor. Israrcı olmak gerek. Gerek diyorum tabii, bu ne ahlak sızdırır ne de kümeslere vuran güneş ışığını gözümüzde büyütür ve anlamlı kılar. Kimsenin hakikatine ruj sürmeyeceğiz diye geziniyoruz güya. Ahmaklığı hissizlikle örtmeye çalışıyorum diyeceğim. Sonra rica ederim diyeceğim. Geriye doğru gittiğimi biliyor muyum peki? Sen, diye birini ortaya akoyacağım illa ki. Çünkü birini ortaya koymam gerek. Bir çocuk veya koparılmış bir bebek kafası da olabilir pekala. Bu mecrada sırf sen diyebilmem için bunlardan biri yeterli. Her yeri kana boyayan bir celladın tebessümünde gireceksem, tam burada bir beklentiye girebilirim. Senin için değil tabii. Kıyafetlerim uygun değil. Uniformalarımı giderek daha fazla yırtıyorum. Üstüme başıma sinmiş metruk sorular var ve sonra ücrada unutulduğu sanılan birahaneler, uçuşan etekler, sonra bu binanın bir alt katı mesela, benim oraya inmekteki tereddütüm ve elimde sallayıp durduğum yetersiz ve solmuş dürüstlük çekirdekleri...
Terleyerek ve korkarak bir başka koltuğun altına sığınıyorum. Durumum elbette ki umutsuz değil fakat bir ilim gelip ahlakımı alır götürür, ona bir şey diyemeyeceğim. Bilirler ve bilmezler konuşur anlaşır fakat hangi mevzuda? Paralar kimde duracak diye neredeyse gök yarılacak. Gök yarılsa, yıldızların arasında müthiş bir sobe kahkahası yükselir mi acaba ve yükseliyor. Taşlar çoğalıp dikiliyor. Karşımızda sonsuz merhametle donanmış bir kainatın, ona teşne olamamış bilinçleri dikiliyor. Göğün altına güneşlenmeye yatan, yarı açık bilinçle horuldayan pijamalı sosyetikler. Böyle şeyler hakkında asla konuşmamalıyım. Terk edilmenin asla ziyanlık üzerinden dönmediğini biliyorum. O, belki küçük bir patlama ile açıklanabilir. Kimse için bir mezarlık düşleyemem, senin için alıp bunu baltayla devşirin diyemem. Benim küçülmeye değen boynum, senin zarafetine denk düşmüyor tabii. Bazı çağrışımları ve özgürlükleri camdan odalara kapatmışlar ve onlara erişemeyoruz. Durduk yere tuvalatlere doğru koşturmamız bundan zannediyorum. En güzel müzik ve en güzel cümle ve diğer en güzel şeyler bir biçimde sonsuzun yansıması diyorum. Fakat sen, illa ki beni burada oturtuyorsun. Kalkıp gidemiyorum. Sonsuzluğa doğru doğrulup, oraya doğru yürüyüp, ona bir selam vermeme izin vermiyorsun. Ne diye oyalanıyorum bilmiyorum. Üzerimde çoğalan lekelerden şimdi ben mi sorumluyumm. Benim kabullenişim yalnız bu dünyada geçerli olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder