17 Ekim 2017 Salı

Bir takım belirtiler

Dolgun, sesi tok, yokluğu kuvvetli, alçakgönüllü, fakat yok sayılmayı bir yara gibi taşıyabilen incecik manalar ve o manaları gösteren, "bakın orada" diyebilen kaldırım önü, kapı ardı, gülüseyen insanlar var. Bunun içtihadı artık bitmiş, böyle devam edecek. Gökyüzünden moloz yığınları yağmaya başladığında onlar yine ellerini uzatacaklardır tabii veya elleri olmadığından geceye iniltilerini yayacaklardır ama bunun bir önemi yok. Güzellik isimleri, coşkun kafa havaları, sesli gülmeler veya çığırtkan ağlayışlar bazı şeyleri görmek istemiyorlar. Bir sığırın iteklenerek, ayaklarına vurula vurula bilmem nereye götürülmesini ve o vurmalarla açılan yaralardan saçılan minik ve ihmal edilebilecek küçüklükteki yakarışları bilmek istemezler. Aklın, kendi kuytusunda, kendi sinsiliğini, kabullerini ve daha iyisini yapamayacağı saçmalığını güzelleyerek uzayın bu yaftalı noktasında bu lekeli fikirlerini etrafa ciddiyetle haykırmasını bilmek istemezler. Bu durumda onlar diye belirtmek mi gerekecektir bilmiyorum. Ortalık da boş. yalnız bazı çağrışımlar ve o çağrışımların gölgeleri, o gölgelerin sessizliğinden yayılan yankılar var. Dolayısıyla burada görülmek istenmeyen şeyler; ağızların yemek yerken kıpırdayışıdır, beyaz fayansların arasında insanın aslında insan olmadığını gizlemek çabasıdır, kanlı yaraların sularını zevkle emerken duyulan umursamazlık ve sonra da ölümün bunca doğallığını garipsemek, yaşama dair lalettayin tuhaflıklar ve saçmalıklar yapılmasıdır. Mana diye bunların dayatılmasıdır. Bu sonuncuyu anlatılan bahsin karşıtları görmek istemezler tabii.

Kıpırdamanın, sürekli bir şeylerin peşinde yerleri koklayarak gezinmenin, nefes alıp vermenin, sırf konuşmak yetisi evrimsel süreçten paya düştü diye durmadan konuşmanın ve konuşmaların etrafa yaydığı iğrenç kokuları bastırmaya çalışıp bunları düzeyli, anlamlı, kallavi etiketi altında sunulan bazı cümlelerle bulandırıp kendi ismini haykırmanın asla düzgün bir veda sağlamayacağı açık. Tabii ısrarla devam eden farazi ucub ve gök takıntısının, kırbaçlanan yeryüzüne takılan şekilli ziynetlere bakıp bakıp izbe bir yerde dövülmüş, tecavüz edilmiş ve ölmek üzere olan bir kadına bakıp hayran olmakla farkı olmayan devasa bir sahteliğin insana hiç bir şey göstereceği yok. Düzgün bir veda için bir yol kalmadı sayılır. Yol dediğim de asla düzgün, sağlam ve işlemeli bir kapıdan girilemeyecek, bastığında ayağına sağlam ve dertsiz bir zemin hissi vermeyecek, belki bir sürü mahlukatın kemirdiği, bastığında ayağının içine gömüleceği, tozlu küflü bir merdiven. Düşünmenin sağladığı yol bu olsa gerek.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder