10 Şubat 2017 Cuma

DARAĞACI-II

Sırrına inceden erişmiş öylece bekliyor. İşkenceden beter. Sımsıkı sarılmış, tutunmuş bir ipe, tam uçurumun kenarında ve saklanmak artık söz konusu bile değil. Bir rüya değil. Tuhaf biçimli kuşlar geziniyor etrafında. Tertemiz bir gökyüzü var ve hava buz gibi. Gözleri yorulmuş. Ellerini hissetmiyor. Ellerini zaten uzun süre önce kaybetmiş. Bir iki cinayet değil onun ki. Taraftar kısmı coşmuş, ellerini ve başlarını göğe kaldırmışlar. Ayaklarını vuruyorlar. Yemyeşil bir tepenin üstüne darağacı parlıyor. Yüzlerine sıçrayan şeyin ne olduğunu kimse anlamıyor. Gelişi güzel yerleşmiş kışlaların duvarlarından başlarını çıkartıp etrafa bitmeyen yankılarla yayılan homurtular eşliğinde yürüyorlar. Onu almaya geliyorlar. Ayaklarını her defasında daha sert vuruyorlar ve bu, herkesin inceden inceye bir övgüye dahil olduğu anlamına geliyor. Bir biçimde buna inanmışlar. Bir ipe tutunmuş, gri bir uçurumun kenarında artık korkudan alıp verdiği nefesler dahi sararmış ve ruhu umurunda bile değil. Ölümü kucaklayacağı yok. Belki öldürmeden önce takdir etseydi ve dağların ulu bağırtılarına biraz kulak assaydı böyle olmazdı. Bunu kimse bilemiyor. Evlerde yalnız bırakılmış ve balkondan aşağıya sarkan çocukların haberi bile yok. Bir ordu gibi gürül gürül gelmeye çalışan fakat gözleri bir asma yaprağına tamah eden bu yamuk yumuk topluluk da bilmiyor. Belki kendisi azıcık erdiyse işte bunun sırrına ermiştir. Darağacına daha bir vefalı bakması bundan olabilir. Şimdi, daracık bir çıkıntıda, giderek yıpranan ve eskiyen bir ipin ucunda ve illaki bu ipin ucunda ne yapacağını bilemez halde titriyor. Cümle ulu ozanların kalemleri ceplerinde, çıkarıp da kağıda tek bir uç bile dokunmuyorlar. Geberirse gebersin. Sırtı çıplansın da ayaz kırbaç gibi kessin parçalasın. Artık dağılmak arefesinde linç ordusu, canı öyle istediğinden, bir bağnazlık tartışması içindedir. Çekilir dert değil. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder