Sırrına inceden erişmiş öylece
bekliyor. İşkenceden beter. Sımsıkı sarılmış, tutunmuş bir ipe, tam uçurumun
kenarında ve saklanmak artık söz konusu bile değil. Bir rüya değil. Tuhaf
biçimli kuşlar geziniyor etrafında. Tertemiz bir gökyüzü var ve hava buz gibi.
Gözleri yorulmuş. Ellerini hissetmiyor. Ellerini zaten uzun süre önce
kaybetmiş. Bir iki cinayet değil onun ki. Taraftar kısmı coşmuş, ellerini ve
başlarını göğe kaldırmışlar. Ayaklarını vuruyorlar. Yemyeşil bir tepenin üstüne
darağacı parlıyor. Yüzlerine sıçrayan şeyin ne olduğunu kimse anlamıyor. Gelişi
güzel yerleşmiş kışlaların duvarlarından başlarını çıkartıp etrafa bitmeyen
yankılarla yayılan homurtular eşliğinde yürüyorlar. Onu almaya geliyorlar.
Ayaklarını her defasında daha sert vuruyorlar ve bu, herkesin inceden inceye
bir övgüye dahil olduğu anlamına geliyor. Bir biçimde buna inanmışlar. Bir ipe
tutunmuş, gri bir uçurumun kenarında artık korkudan alıp verdiği nefesler dahi
sararmış ve ruhu umurunda bile değil. Ölümü kucaklayacağı yok. Belki öldürmeden
önce takdir etseydi ve dağların ulu bağırtılarına biraz kulak assaydı böyle
olmazdı. Bunu kimse bilemiyor. Evlerde yalnız bırakılmış ve balkondan aşağıya
sarkan çocukların haberi bile yok. Bir ordu gibi gürül gürül gelmeye çalışan
fakat gözleri bir asma yaprağına tamah eden bu yamuk yumuk topluluk da
bilmiyor. Belki kendisi azıcık erdiyse işte bunun sırrına ermiştir. Darağacına
daha bir vefalı bakması bundan olabilir. Şimdi, daracık bir çıkıntıda, giderek
yıpranan ve eskiyen bir ipin ucunda ve illaki bu ipin ucunda ne yapacağını
bilemez halde titriyor. Cümle ulu ozanların kalemleri ceplerinde, çıkarıp da
kağıda tek bir uç bile dokunmuyorlar. Geberirse gebersin. Sırtı çıplansın da
ayaz kırbaç gibi kessin parçalasın. Artık dağılmak arefesinde linç ordusu, canı
öyle istediğinden, bir bağnazlık tartışması içindedir. Çekilir dert değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder