"Gül kokuları çocukların kaburga kırıklarından geliyor."
"Cahit Zarifoğlu"
İki ayaklı bu canavarlar, yine canavarlardan bahsediyorlar. Bir yığın eşya için "Ne güzel!" diyorlar, "ne güzel!". Ben aklımdaki her şeyi başkalarından çaldığım için hiç konuşamıyorum. Konuşamayacağım.
Ayaklarımı saklamaya çalışıyorum. Aklımda bambaşka kelimeler var. Yutkunamıyorum bazen, sonra kendimi avutuyorum. Pek muhterem ev sahibi yatak odasından elinde emektar bir otomatik tüfekle yanımıza geliyor. Sessizlik. Namlu televizyona çevriliyor ve üç defa tetik çekiliyor. Korkudan ellerimizle yüzümüzü örtüyoruz. Bazı kollar ve bacaklar fırlayan cam parçalarından yaralanıp kanıyor. Mühim değil. Ev sahibi Pijamasının belini düzeltip yatak odasına geri dönüyor. Çığlıklar önemli değil. Hiç olmadı. Kurtulduk.
Burada neler oluyor böyle? Farkında değilim. Uzun zamandır burada, bu salonda oturuyorum. Ağzım kapalı, gözlerim yarı açık ve nefes alıp vererek... Kadınların telaşları, inlemeleri ve sabretmeleri dikkate alınmıyor. Olan olaylar, çoğunlukla akılda kalıcı (televizyonun vurulması gibi) ve işe yaramayacak denli iyimser. Benim burada oturuyor olmam hiçbir şeyi değiştirmiyor. Bir anda buhar olup kaybolsam, bunu kimse fark etmez. Ellerim mürekkep lekeleriyle dolu. Belki bu hatırlanır. Ah hayır, gittiğimde ellerim de benimle beraber gelecekler. Buradayım çünkü yaşayacak başka bir yerim yok. Pencereden dışarı baktığımda hiçbir şey beni cezbetmiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder